|
|
|||||
Askere giden Anadolu erkekleri..."ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ"NÜN ÖYKÜSÜ
Ömer ÇAKIR
Sanatı, “yansıtma kuramı” açısından yorumlayanlara göre edebiyat, dünyaya tutulmuş bir aynadır. Bu anlayışa bazı itirazlar yapılabilir; ancak “ayıklamasız ve billurlaştırmasız bir yansıtma manasına almamak kaydıyla” edebiyatı, hayatın bir gölgesi, aynası olarak kabul edebiliriz. Edebiyat aynasına akseden konular arasında hiç şüphesiz, insanı derinden etkileyen, onun duygu, düşünce ve hayal dünyasında büyük yankılar uyandıran olaylar başta gelir. Bu bağlamda; büyük depremler, göçler, yangınlar ve savaşlar ilk sırada yer alır. Harplerin bunlar arasında ayrı bir yeri vardır. Çünkü savaşlar, edebiyatta, diğerlerine göre daha geniş ve kalıcı bir yer işgal eder. Bütün ulusların, başlangıçtan itibaren edebî eserlerine bakıldığında yaptıkları savaşların akisleri görülebilir. Bu durum Türk edebiyatı için de geçerlidir. “Savaşlarda kahramanlık olaylarını, başarıları, toplumun ortak duygularını şiirle ifade etme geleneği eski Türk topluluklarına kadar uzanır.”[1] Yazılı ilk edebî metinlerimiz olan Göktürk Kitâbeleri’nden bugüne zengin Türk edebiyatı bünyesinde üç kıtada at koşturan Türk ulusunun yaptığı savaşları işleyen eserleri bulmak mümkündür. Örnek olarak; Gazavatnâmeler, Zafernâmeler, savaş destanları, asker türküleri gösterilebilir. Ağırlıklı olarak “savaşı konu edinen” bu tür eserlere “harp edebiyatı” denilmektedir. Türk edebiyatında “harp edebiyatı” vadisine dahil edebileceğimiz eserlerin sayısında özellikle 1860 tarihinden itibaren büyük artış olmuştur. Bunda bu tarihten sonra Osmanlı devletinde gazete ve derginin yaygınlaşmasının büyük etkisi vardır. 1860 sonrası Türk basınına bakıldığında; 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi[2], 1897 Osmanlı-Yunan Harbi[3], 1911’de İtalya’nın Trablus’u işgali, arkasından Girit’in elden çıkması, Balkan Muharebeleri[4] ve nihayet Birinci Dünya Harbi ile ilgili başta şiir olmak üzere değişik türlerde kaleme alınmış pek çok eser bulunabilir. Bunlara müstakil kitap halinde basılan ürünler de dahil edildiğinde sayı daha da artar. İsmini verdiğimiz bu savaşlar serisi içinde edebiyatımızı en çok etkileyen 1. Dünya Savaşı olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın hem uzun sürmesi hem de etkisinin derin ve geniş olması bunun en önemli nedenidir. Tabiî, bu savaşta Çanakkale Cephesi’nde meydana gelen muharebelerin ayrı bir yeri ve önemi vardır.
“İstanbul’un kapısının kilidi” olarak değerlendirilen Çanakkale Boğazı’nın İngiliz ve Fransızlarca zorlanması İstanbul’da büyük bir infiale sebep olmuş; kilidi kurcalayanlara engel olma, hatta uzanan elleri kırma şuurunu uyandırmıştır. O sebeple üniversiteli hatta liseli binlerce genç, defterlerini kalemlerini sıralarının üzerinde bırakarak Çanakkale cephesine koşmuşlardır. Çanakkale savaşı Anadolu’da da büyük bir heyecan yaratmış yurdun dört bir yanından gönüllü askerler akın akın Çanakkale’ye sevkedilmiştir. Şehirlerde yaşayanlar Çanakkale Muharebeleri’ne ilişkin gelişmeleri basından takip ederken Anadolu köylerinde ise halk şairleri gündemi türkülerle dile getirmiştir. Gaziantep yöresinden derlenen bir türküdeki şu dörtlük, Anadolu’nun gözü ve kulağının Çanakkale’de olduğunu göstermektedir: “Kamışlı boğazından yürüdü asker Çanakkale’den de alındı haber Oynayarak yollandı yavuklu nefer Koca bir harp oluyormuş bu sene”[5] Çanakkale cephesinden alınan haberler başta İstanbul olmak üzere yurt çapında büyük yankı uyandırmış Türk askerinin orada verdiği eşsiz mücadeleyi dile getiren birçok şiir yazılmış[6] ve türküler yakılmıştır.[7] Ancak hemen belirtmek gerekir ki Çanakkale Harbi ile ilgili o yıllarda yazılan şiirler ve söylenen türküler içinde unutulmaktan kurtulanı oldukça azdır. Bunlardan biri M. Akif’in "Çanakkale Şehitlerine" adlı şiiri; diğeri ise bugün “Çanakkale Türküsü” adıyla bilinen meşhur türküdür. Akif’in şiiri ile ilgili bir kısım ilmî araştırma ve incelemeler yapılmış[8] olmasına karşın Çanakkale Türküsü hakkındaki araştırmalar maalesef yeterli değildir.[9] İşte bu eksiklik bizi böyle bir tebliğ hazırlamaya yöneltti. Çanakkale türküsünün öyküsünü kronolojik bir takiple “doğuşu ve yayılışı” çerçevesinde araştırmaya çalıştık:
A- “Çanakkale Türküsü”nün Doğuşu veya Yakılışı
Öncelikle türkü yakmak ne demektir? Bir türkü niçin yakılır veya doğar? Bu soruların cevabını verelim. Çünkü genel olarak bir türkünün yakılış gerekçesi Çanakkale türküsünün de meydana gelme nedenini bünyesinde barındırmaktadır. Şairlik iddiası olmayan kimselerin, şahısları veya toplulukları duygulandıran çeşitli olayları terennüm etmek üzere türkü meydana getirmeleri işine “türkü yakmak”; meydana gelene de “yakım” denilmektedir.[10] Pek çok olay türkü yakılmasına sebep olabilir. Bu olaylar “bütün bir milleti ilgilendirecek kadar büyük nitelikler taşıyabileceği gibi, dar çevrelerde meydana gelen cinsten de olabilir. Aşk, gurbet, ölüm, seferberlik, tabiî âfetler, oymak kavgaları, eşkıya baskınları, bir kalenin düşmesi, vatanın bir parçasının elden çıkması gibi sosyal olaylar; sevda, talihe kızma, şansa küsme gibi duygular türkülerin doğuş şartlarını hazırlayan sebeplerin başında gelir.[11] Kısaca, hayatın çeşitli safhalarında, teker teker şahıslar veya belli bir muhit yahut bütün bir millet üzerinde derin tesirler bırakmış vakalara ait türküler meydana getirilebilir.[12] Özetle, toplumu yakından ilgilendiren bir takım olayları yaşamış veya gönlünde duymuş bir sanatçı( ruhu sanatçı olan kişi, âşık, halktan biri) hafızasındaki şiir ve ezgilerin de yardımıyla yeni bir türkü yaratır. Böylece türkü yakılmış olur.[13] Yakılan türkü ağızdan ağıza geçerek zamanla bazı değişikliğe uğrar. Bu sırada çoğu türkülerde olduğu gibi türküyü ilk yakanın kim olduğu unutulur gider.[14] Çanakkale türküsünün yakılışı da bahsettiğimiz şartlardan farklı değildir. Bu türkü Türk insanının hafızasında derin izler bırakmış bir olayın, yani büyük bir “savaşın atmosferinde” meydana gelmiştir. Dolayısıyla bu türkünün bir doğuş zamanı vardır. Ancak Çanakkale türküsünün doğuş zamanına ilişkin bilgiler şu soruları sormamıza neden olmaktadır. Çanakkale türküsü ne zaman doğmuştur? Yani bu türkü Çanakkale savaşları başlamadan önce mi yoksa harp sırasında mı yakılmıştır? Aslında bize bu soruları sorduran elimizdeki bir mektuptur. Söz konusu mektup Emrullah Nutku’nun “Çanakkale Şanlı Tarihine Bir Bakış”[15] adlı eserinde yer almaktadır. Mektubu yazan Emrullah Nutku’nun kardeşi Seyfullah’tır. 1903 doğumlu olan Seyfullah savaşın arifesinde Çanakkale Sultanisi (lisesi) 1.sınıf öğrencisidir. Seyfullah, Çanakkale’den gönderdiği ve üzerinde 29 Eylül 1914 tarihi yazılı olan mektubunda şöyle der:
Sevgili Anneciğim, Çanakkale 29 Eylül 1914 Canımıza tak diyen iki yıllık gurbet hayatından artık kurtuluyoruz. Sana ve aileme kavuşacağım için seviniyorum. Mektebimizi alıyorlar, hastahane olacakmış, bizi de İstanbul’daki mekteplere dağıtacaklarmış. Hocalarımızın çoğu da askerlik hizmetine gidiyorlar, büyük sınıflar da gönüllü yazılacaklarmış. Bugün Türkçe hocamız sınıfa geldi, ama çok kalmadı, bize veda etti. Bize: “Zamanı gelince cephede yapılacak vatan hizmetinin mektepte yapılan hizmetten kutsî olduğunu” söyledi. Birkaç günden beri Çanakkale sokaklarından askerler geçiyor, “Çanakkale içinde Aynalıçarşı, Anne ben gidiyorum düşmana karşı” şarkısını söylüyorlar. At üstünde zabitler, top arabaları, mekkâre ve deve kervanları sokağımızı doldurdu. Harp olacakmış. İngiliz ve Fransız harp filoları boğazın dışında dolaşıyormuş. Buraları bombardıman edeceklermiş. Bu bombardımanı görmek isterdim, ama yakında Çanakkale’den ayrılacağız. Ama size kavuşacağım ben. Beybabamın, sizin ellerinizi öper, kardeşlerime selam ederim. Oğlunuz Seyfullah
Mektuptan öğrendiğimize göre henüz Çanakkale savaşı başlamadan önce Çanakkale’de harbe hazırlanan askerler tarafından Çanakkale Türküsü söylenmektedir. Bu da bize türkünün doğuş zamanını harp öncesine götürmemiz gerektiğini haber vermektedir. Türk müzik tarihi ve halk türküleri üzerine önemli çalışmaları bulunan Mahmut Ragıp Kösemihal’in görüşleri de bu belgeyi destekler mahiyettedir. Kösemihal, Musikî Mecmuası’nda[16] bu türkünün Çanakkale savaşları sırasında yeniden hatırlanmış ve zamana uygun mısralar araya katılmış bir türkü olduğunu, asıl türkünün “ilk iki kıtadan anlaşıldığı gibi” (Çanakkale içinde vurdular beni/Nişanlımın çevresiyle sardılar beni; Çanakkale içinde aynalı çarşı/Ana ben gidiyorum düşmana karşı) daha eski olup Çanakkale’de öldürülen bir delikanlının ağzından yakılmış bir ağıt olduğunu hatta Bay Vahit Lütfi’nin bu türkünün 1. Dünya Savaşı’ndan çok önce söylendiğini kendisine anlattığını belirtir. O zaman bu bilgiler ışığında şimdilik şöyle bir ara tespitte bulunabiliriz: Çanakkale türküsünün meydana gelmesi savaş öncesine kadar uzanır. İlk iki kıtadaki sözler de bu kanaatimizi doğrulayan işaretlerdir. Araştırmalarımız sırasında bulduğumuz başka belge ve bilgiler ise bu türkünün savaş başladıktan sonra meydana geldiği yönündedir. Şimdi de sırayla bunlara bakalım. Şamlı Selim[17] tarafından 1915 yılında yayımlanan ve üzerinde Risale-i Musikiyye yahut Musikî Gazetesi yazan eserin on üç numaralı nüshasında şu ifadeyi okuyoruz: Çanakkale Marşı, bestekârı Kemânî Kevser Hanım.[18] Kevser Hanım tarafından bestelendiği belirtilen ve ikişer mısralı on iki bentten oluşan marşın sözleri şöyledir: Çanakkale Kahramanlarının Hatırası
Atar çavuş atar vururlar seni Ölmeden mezara koyarlar seni Of gençliğim eyvah *** Çanakkale içini duman bürür Kırk altıncı fırkanın nâmı yürür Of gençliğim eyvah *** Hücumu bekleyen askerler - Bnb. Halis'in arşivinden Çanakkale içinde dolu bir testi Analar babalar ümidi kesti Of gençliğim eyvah *** Çanakkale içinde sıra serviler Altında yatıyor arslan şehitler Of gençliğim eyvah *** Çanakkale boğazı dardır geçilmez Kan olmuş suları bir tas içilmez Of gençliğim eyvah *** Çanakkale içinde bir sarı yılan Osmanlının tayyaresi durdurur dîvan Of gençliğim eyvah *** Çanakkale sende vurdular beni Nişanlımın mendiline sardılar beni Of gençliğim eyvah *** Çanakkale sende yatar bir selvi Kimimiz nişanlı kimimiz evli Of gençliğim eyvah *** Atar İngiliz atar pişman olursun Kan alıcı fırkaya kurban olursun Of gençliğim eyvah *** İstanbul’dan çıktım başım selamet Çanakkale’ye varmadan koptu kıyamet Of gençliğim eyvah *** Çanakkale seni duman bürüdü Ali Kemal Bey’in nâmı yürüdü Of gençliğim eyvah *** Tayyâre ile uçarız, dağlar aşarız Bize tayyâreci derler, düşmanları yıkarız Of gençliğim eyvah
Görüldüğü gibi “Çanakkale Marşı” adıyla yayımlanan bu eserin sözleri ile başta nakaratı olmak üzere bugünkü bildiğimiz Çanakkale türküsü arasında bariz benzerlikler vardır. Marşın sözlerindeki “Çanakkale sende vurdular beni/Nişanlımın mendiline sardılar beni; Çanakkale içinde dolu bir testi/Analar babalar ümidi kesti; Çanakkale sende yatar bir selvi/Kimimiz nişanlı kimimiz evli” ifadeler buna örnektir. Sözlerin üstünde yazan “Çanakkale Kahramanlarının Hatırası” ibaresi, bize bu marşın Çanakkale’deki askerlerimizin kahramanlıklarının hatırasını yaşatmak amacıyla bestelenmiş olduğunu düşündürmektedir. Zira Çanakkale Harbi sırasında Harbiye Nezareti’nin teşvik ettiği “harp edebiyatı” kapsamında kimi şiirlerin marş olarak besteletildiğini biliyoruz.[19] Harbiye Nezareti bu kampanya dahilinde Çanakkale’deki askerlerimizin kahramanlık ve fedakarlıklarını anlatan eserlerin yazılmasını teşvik etmiş hatta bu maksatla Temmuz 1915’de edebiyatçı, müzisyen ve ressamlardan oluşan bir heyeti Çanakkale harp sahasına götürmüştür.[20]
İstanbul'dan gelen Heyet-i Edebiyye, Seddülbahir cephesinde siperlerde... İşte bu kampanya dahilinde yazıldığını düşündüğümüz ve yine bugünkü Çanakkale türküsünün sözlerini hatırlatan bir diğer şiir Destancı Mustafa’ya[21] aittir. Destancı Mustafa’nın tek sahife halinde bastırıp “30 Para”dan sattığı “Çanakkale Şarkısı”(Ek-2)[22] biraz daha uzun olup on dört kıtadan oluşmaktadır. Bu şiirden de birkaç mısra okuyalım:
Çanakkale Şarkısı Çanakkale’sine vardım selâmet Anafartalar’da koptu kıyâmet Nakarat Anafartalar'da oldu kıyâmet Çanakkale’sinde bir büyük çarşı İşte ben gidiyorum düşmana karşı Nakarat Borular çalıyor ileri arşı
Çanakkale’sinde bir uzun servi Kimimiz taşralı kimimiz yerli Nakarat Askerde rahatla geçirdik devri
Çanakkale’sinde bir yeşil direk Ölen düşmanlara sevinmek gerek Nakarat Harbin dehşetine dayanmaz yürek
Çanakkale’sinde yapılır testiDüşmanlar çekilip ümidi kesti Nakarat Kahraman askerin yorulmaz desti
Çanakkale’sinde sıra serviler Sanki yağmur gibi iner mermiler Nakarat Düşmanın üstüne düşer mermiler
Çanakkale’sinde elektirikler Kumanda ediyor liva ferikler Nakarat Düşman cesediyle doldu tarikler
Çanakkale’sinde bir büyük çınar Duymasın anam ölürsem yanar Nakarat Sağ kalır isem her dâim anar
Çanakkale’sinde sıra söğütler Zâbitler bir yandan asker öğütler Nakarat Vâdesi gelerek ölen yiğitler
Çanakkale’sinde akıyor dere Hesapsız düşmanlar döküldü yere Nakarat Bomba yarasıyla açıldı bere
Çanakkale’sinin çoktur furunu Osmanlı askeri arslan torunu Nakarat Aslâ unutulmaz Arıburunu
Çanakkale’sinde toplar inliyor Topların sesini herkes dinliyor Nakarat Topçular düşmanı görüp mimliyor
Çanakkale’sinde yanar löküsler Kahraman askerler durmaz göğüsler Nakarat Korkarak kaçar hemen öküsler
Çanakkale’sinde kurulur pazar Arslan askerlere değmesin nazar Nakarat Ecel geldi ise kısmetimde yazar
Destancı Eyüblü Mustafa Şükrü Efendi’nin şiiri ile Kevser Hanım’ın bestelediği sözler arasında da kimi benzerliklerin olduğu görülmektedir. Özellikle şu dizeler arasındaki yakınlık oldukça dikkat çekicidir: Çanakkale’sine vardım selâmet Anafartalar’da koptu kıyâmet (Destancı Mustafa) İstanbul’dan çıktım başım selamet Çanakkale’ye varmadan koptu kıyamet (Kevser Hanım Bestesi) Çanakkale’sinde yapılır testi Düşmanlar çekilip ümidi kesti (Destancı Mustafa) Çanakkale içinde dolu bir testi Analar babalar ümidi kesti (Kevser Hanım Bestesi) Çanakkale’sinde bir uzun servi Kimimiz taşralı kimimiz yerli (Destancı Mustafa) Çanakkale sende yatar bir selvi Kimimiz nişanlı kimimiz evli (Kevser Hanım Bestesi) Aslında bu benzerlikler geleneğin ortak olarak kullandığı ve pek çok halk şiirinde de rastlayabileceğimiz söz kalıplarından kaynaklanmaktadır. Çünkü halk şiiri ve türküleri meydana getirilirken daha önce bilinenlerden “söz kalıpları” alınıp adeta yenilere monte edilir. Bu yüzden yeni türkülerde mevcut ses ve söz kalıplarından sıkça faydalanıldığı görülür. Değişik türkülerden aldığımız şu örnekler buna birer kanıttır: 1897 Türk-Yunan Harbi ile ilgili bir türkünün şu dizelerinin daha sonra da kullanıldığı anlaşılmaktadır: (...) Yunan’ın içinde bir sıra selvi Kimimiz nişanlı kimimiz evli Sılada bıraktım saçları telli[23]
“Köy Halk Türküleri”[24] adlı kitaptaki türkülerin birinde rastladığım şu dizeler de bir hayli tanıdık geliyor: Isparta’dan çıktım başım selâmet Köy yoluna döndüm koptu kıyamet Hasan Âli Yücel’in “Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış[25] isimli eserinde gördüğüm bir halk şiirindeki şu mısralar da oldukça dikkat çekicidir: Karakoldan çıktım yan basa basa, Ciğerlerim koptu kan kusa kusa, (...) İki mezar arasında vurdular beni, Yarin çevresine sardılar beni, Ölmeden toprağa koydular beni, Vay koydular beni!...
Gelibolu yolunda mola veren Türk birliği Örnekler daha da çoğaltılabilir. Bu türkülerdeki bazı söz kalıplarının Çanakkale türküsünde kullanıldığı açıktır. Bu noktada yukarıda yaptığımız tespitimize bazı ilaveler yapabiliriz: Çanakkale Harbi sırasında bestelenen “Çanakkale Marşı”, yazılan “Çanakkale Şarkısı” veya yakılan “Çanakkale türküsü” tamamen orijinal olmayıp kendinden önceki halk şiiri birikiminden izler taşımaktadır. Bu durum bir eksiklik değil halk şiirlerinin/türkülerin meydana gelme sürecinde gelenekteki devamlılığın tabiî bir sonucudur. Dolayısıyla bu bilgiler Çanakkale türküsünün harp öncesi doğmuş olduğu yönündeki düşüncemizi biraz daha kuvvetlendirmektedir. Çanakkale türküsüne ilişkin bulduğumuz ve Sabah gazetesinde 1916 yılı başlarında yayınlanan bir diğer metin de Florinalı Nazım’ın kaleme aldığı “Çanakkale Türküsü”[26] adlı şiirdir. Ancak bu şiirin adının dışında bugünkü türkü ile bir ilgisi yoktur. Şiirin yanına yazılan nottan öğrendiğimize göre bu şiir bestelenmek ümidiyle yazılmıştır. Çanakkale türküsünün doğuş zamanına ilişkin belge, bulgu ve tespitimizi belirttikten sonra, türkünün 1915 yılından günümüze doğru geliş veya yayılış öyküsüne bakabiliriz:
B- Çanakkale Türküsünün Yayılışı:
Daha önce ifade ettiğimiz gibi Çanakkale Savaşı sırasında pek çok şiir kaleme alınmış ancak bunların çoğu kısa süre sonra unutulup gitmiştir. Oysa Çanakkale türküsü unutulmamış 1. Dünya Savaşı bittikten sonra bu türkü askerin dilinde Osmanlı Coğrafyasının hemen her yerine yayılmıştır. Falih Rıfkı, 20 Mart 1918 tarihli Dergah dergisinde yayımlanan bir yazısında bu gerçeği şöyle dile getirir: “Çanakkale için bu kadar şiir yazıldı, hiç biri hatırımızda yok... Belki yazanların bile!. Çanakkale harbini yapan neferler sılaya dönerken bir türkü tutturdular. Bu türkü İstanbul sokaklarından tâ Anadolu içlerine kadar yayıldı. Çanakkale içinde vurdular beni Ölmeden mezara koydular beni Güftesi şu basit mısralar olan bu türkünün yanık sesi önünde şairlerimizin yazdığı Çanakkale şiirlerinin sahteliğini hissettik, onlar kağıttan yapılmış çiçeklere benziyordu. Çünkü bu türküde orada harp edenlerin acıları vardı, memleket hasretleri duyuluyordu...”[27]
Cepheye gönderilen askerler... Sağdaki resimde, takım komutanı Kazım Taşkent Araştırmamız sırasında gördük ki Çanakkale Türküsü Anadolu sınırlarının da dışına çıkmış hatta Balkanlar'da da oldukça çok söylenen meşhur türküler arasına girmiştir. Çünkü Çanakkale Savaşlarına Türk ordusu içinde Rumeli’de yaşayan halkların da katıldığı bilinmektedir. Dr. İrfan Morina’nın III. Milletler Arası Türk Folklör Kongresi’nde sunduğu bir tebliğden[28] “Çanakkale Türküsünün Arnavutça Söylenişi”nin bile olduğunu öğreniyoruz. Arnavutça söylenişinden bir kıtasını okuyarak Çanakkale türküsünün 1918 sonrasına ilişkin öyküsüne devam edelim: Çanakkale içinde bir sarı çadır Türk zabitleri bir araya toplanır Of gençliğe vay aman
1918 tarihi aynı zamanda halk türkülerinin de önemsenmeye başlandığı bir tarihtir. Bu tarihte Yeni Mecmua’nın çıkardığı “Çanakkale Özel Sayısı”nda Musa Süreyya imzalı “Asker Türküleri” başlıklı yazıda “askere rûhî bir zevk, kırılmaz, bükülmez bir azim veren türkülerin öneminden bahsedilmekte ve milli ruhu ihtiva eden bu türkülerin bir an önce derlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır.[29] Ancak bu ve benzeri düşüncenin sistemli ve programlı bir şekilde hayata geçebilmesi yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile mümkün olabilmiştir. Cumhuriyet’in ilk on yılı içinde; “1926 (İzmir, Ödemiş, tire, Aydın, Nazilli, Sultanhisarı, Denizli, Manisa, Kırkağaç, Soma, Bergama, Dikili, Ayvalık, Edremit, Havran, Balıkesir, Bandırma, Bursa, Gemlik ve Mudanya’da,)[30], 1926 (Gaziantep, Urfa, Akçakale, Niğde, Kayseri, Sivas çevresinde elli bir gün)), 1927 (Konya, Ereğli, Karaman, Alaşehir, Ödemiş, Aydın, Manisa, İzmir çevrelerinde iki ay kadar), 1928 (Batı Karadeniz, Sivas, Eskişehir, Kütahya, Bursa çevrelerinde), 1929 (Trabzon, Erzincan, Erzurum çevrelerinde), 1932 (Balıkesir ve çevresinde) ve daha sonraki tarihlerde, Anadolu’nun pek çok ili gezilerek halk türküleri derlenmiştir.[31] Bu derlemeler neticesinde bir araya getirilen beş yüzden fazla türkü 1930’da Halk Türküleri[32] adı altında yayımlanmıştır. Burada oldukça dikkat çekici bir husus vardır ki derlenen türküler arasında Çanakkale Türküsü yer almamaktadır. Bunun sebebinin, o yıllarda 1. Dünya Harbi ile ilgili pek çok türkü arasında Çanakkale Türküsü'ne yeterince dikkat edilmemesi olduğunu düşünüyoruz. Ancak aradan çok fazla zaman geçmeyecek ve Mahmut Ragıp Gazimihal (Kösemihal) 1936 yılında Çanakkale Türküsü'nü notasıyla beraber yayımlayacaktır.[33] Sözleri şöyledir: Çanakkale içinde vurdular beni Nişanlımın çevresile sardılar beni Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde aynalı çarşı Anne, ben gidiyorum düşmana karşı Of, gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde kasap olur mu? Vurulan, şehitler hesap olur mu? Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir dolu testi Analar, babalar umudu kesti Of gençliğim eyvah! Gazimihal’in yayımladığı Çanakkale Türküsü dört kıtadan oluşmaktadır ve bu tarihten sonraki yayınlar için de temel teşkil etmiştir. Çünkü daha sonra Çanakkale türküsü adıyla türkü kitaplarında yer alacak olan metinler büyük ölçüde Gazimihal’in yayımladığına dayanmaktadır. Hemen belirtelim ki Gazimihal’in verdiği sözler de Kevser Hanım’ın bestelediği marşı hatırlatmakta ve her iki eserin sözlerinde önemli benzerlikler olduğu görülmektedir. Naki Tezel’in herhangi bir kaynak vermeksizin 1949’da yayımladığı türkünün sözleri ise şöyledir[34]: Çanakkale içinde aynalı çarşı Ana ben gidiyorum düşmana karşı Of gençliğim eyvah.. Çanakkale içinde bir uzun selvi Kimimiz nişanlı kimimiz evli Of gençliğim eyvah.. Çanakkale içinde bir dolu desti Analar babalar mektubu kesti Of gençliğim eyvah.. Çanakkale üstünü duman bürüdü On üçüncü fırka harbe yürüdü. Of gençliğim eyvah Bu metnin son beyiti daha önceki metinlerin hiç birinde yoktur. Fakat Kevser Hanım’ın bestelediği marşta geçen “Çanakkale seni duman bürüdü/ Ali Kemal Bey’in nâmı yürüdü” mısralarıyla yakınlığı ortadadır. Diğer mısralar da öncekilerden pek farklı değildir. 1950’li yıllarda Çanakkale Türküsü birkaç kitapta birden görünmeye başlar. Bunda o tarihlerde yapılan ve ülke çapındaki yardımlarla desteklenen Çanakkale Şehitler Abidesi’nin oluşturduğu havanın katkısı olsa gerektir.[35] İşte bunlardan biri halk müziğine büyük emek vermiş olan Muzaffer Sarısözen’e aittir. Muzaffer Sarısözen’in Yurttan Sesler[36] adlı notalarıyla türkülerden örnekler verdiği eserinde “Çanakkale” başlığı altında verilen sözler ile Naki Tezel’in yayınladığı metnin kıtaları tamamen aynı olup yalnızca nakaratları farklıdır. Sarısözen’in 1952 yılında yayımladığı söz konusu notada nakaratlar “Of gençliğim eyvah” yerine “Of sağolsun anam” şeklindedir. Bir yıl sonra yayınlanan Cahit Öztelli’nin Halk Türküleri[37] adlı kitabındaki sözler ise bir kıtası hariç Gazimihal’in yayınladığı sözlerle aynı olup nakaratında çok küçük bir değişiklik olduğu anlaşılmaktadır. Burada da “Of gençliğim eyvah” nakaratı “Ah gençliğim eyvah” biçimindedir. Birkaç yıl sonra Ragıp Şevki ise hazırladığı Seçme Türküler[38] adlı kıtaba Muzaffer Sarısözen’in metnini aynen almıştır. 1966 yılında ise Çanakkale Türküsünün marşların toplandığı bir antolojiye alındığını görüyoruz. Ethem Ruhi Üngör “Türk Marşları” isimli kitabında “Çanakkale Marşı”adı altında notasıyla beraber şu sözleri verir ve bestecisinin Destancı Mustafa olduğunu belirtir. Marşın bestekarı olarak Destancı Mustafa’nın adının geçmesini Ethem Ruhi’nin bir yanılgısı olarak düşünüyoruz. “Çanakkale içinde sıra serviler/Binbaşılar oturmuş asker öğütler” gibi Destancı Mustafa’nın “Çanakkale Şarkısındaki” kimi dizeleri hatırlatan marşın sözleri şöyledir: Çanakkale içinde aynalı çarşı Çanakkale içinde bir kırık testi Anne ben gidiyorum düşmana karşı Anneler ve babalar ümidi kesti
Çanakkale içinde sıra serviler Arıburnu’ndan çıktık yan basa basa Binbaşılar oturmuş asker öğütler Hep düşmanlar kaçıyor kan kusa kusa 1967 yılında çıkarılan Çanakkale İl Yıllığı’nda yer alan ve 1971’deki il yıllığında da aynısı bulunan “Çanakkale türküsü”nün sözleri ise buraya kadar verdiğimiz metinlerden bazısının aynen bazısnı da kısmen değişiklikle tekrarlayan mısralardan oluşmaktadır. “Çanakkale türküsü, bu yıllıkla ilk kez “Çanakkale’de söylenen bir türkü” olarak literatüre girmiştir. Önemine binaen bu metni de buraya almayı uygun buluyoruz. Çanakkale içinde vurdular beni Ölmeden mezara koydular beni Of gençliğim eyvah
Çanakkale köprüsü dardır geçilmez Al kan olmuş suları bir tas içilmez Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde aynalı çarşı Anne ben gidiyorum düşmana karşı Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir dolu testi Anneler babalar ümidi kesti Of gençliğim eyvah
Çanakkale’den çıktım yan basa basa Ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde sıra söğütler Altında yatıyor aslan yiğitler Of gençliğim eyvah
Çanakkale’den çıktım başım selâmet Anafarta’ya varmadan koptu kıyamet Of gençliğim eyvah[39] 1970’li yıllar Çanakkale türküsünün öyküsünde önemli bir dönemin başlangıcı olur. Çünkü türkü, bu yıllardan sonra ülke çapında daha çok bilinme imkanına kavuşur. Artık Çanakkale türküsü halk şiiri ve müziği ile ilgili hemen her kitaba alındığı gibi türküler hakkında bilgi veren araştırmalarda da “bentleri iki, kavuştukları tek dizeli türküler” için verilen örneklerin başında yer alır.[40] Ayrıca türkünün daha da meşhur olmasında bu yıllarda radyodan duyulması ve TRT kayıtlarına girmesinin de büyük payı olduğu kanaatindeyiz. Çanakkale türküsünün sözleri 1973’te notasıyla beraber TRT yayınları arasında şu bilgilerle yerini almıştır: Derleyen: Muzaffer Sarısözen Derleme Tarihi: (--------) İnceleme Tarihi: 22.11.1973 Notaya Alan: Muzaffer Sarısözen Kimden Alındığı: İhsan Ozanoğlu Yöresi: Kastamonu TRT yayınındaki sözler nakaratları hariç, Muzafer Sarısözen’in yukarıda bahsettiğimiz ve 1952’de yayınladığı sözlerin aynısıdır. Muzaffer Sarısözen’in kaynak kişi olarak gösterdiği İhsan Ozanoğlu Musiki Mecmuası’ndaki bir yazısında ne zaman olduğuna ilişkin bir tarih vermeden, Sarısözen’in Çanakkale zaferi yıldönümünde günün önemini belirtecek türkü ararken nereye başvurduysa Çanakkale konusu üzerine türkü bulamadığını bunun üzerine telefonla kendisine müracaat ettiğini, kendisinin de hemen notasını yazıp Kastamonu’dan postaladığını, Ankara’ya gittiğinde ise Çanakkale türküsünün hiçbir yerde bilinmediğine göre mutlaka Kastamonu’da yapılmış olması gerektiğini belirtir. Yazının devamında ise Sarısözen’in kendisine “şimdi de bestekarını tespit etmesini rica ettiğini fakat türküyü yakanı kesin olarak tespit edemediğini ifade eder.[41] Muzaffer Sarısözen bu türkünün sözlerinin aynısını 1952 yılında yayınladığına göre türküyü İhsan Ozanoğlu bu tarihten önce göndermiş olmalıdır. İhsan Ozanoğlu’nun türkünün yöresine ilişkin iddiası bazı kitaplara da geçmiştir.[42] Yurt Ansiklopedisi’nde “Çanakkale içinde aynalı çarşı” sözleriyle başlayan ezgi, Kastamonu ve Tuna üzerindeki Adakale'den derlenmiştir. Türkünün yalnız sözleri yöreyle ilgilidir"[43] denilmektedir. Bazı kaynaklarda ise türkünün Çanakkale yöresine ait olduğu yazılıdır.[44] Farklı bilgiler hâliyle Çanakkale türküsünün hangi yöreye ait olduğuna dair zihinlerde bir soru işaretinin oluşmasına sebep olmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi Çanakkale türküsünün hangi yöreye ait olduğuna ilişkin farklı görüşler vardır. Aslında, “türkülerin nerede ve ne zaman ortaya çıktığını bilmek çok kere elden gelmez. Yurdun birçok yerinde söylenmekte olan bir türkü elbette bir tek yerde doğmuştur. Eğer varsa, türküdeki yer ve kişi adları da onun doğuş yerini her zaman göstermez. Çünkü, türkü gittiği yerlerde bazı değişikliklere uğrar. Bu yüzden kimi zaman bir türküye değişik yerlerin halkı sahip çıkar; bu türkü oranın değil; bizimdir, derler.”[45] Fakat bunla beraber bazı türkülerin çıkış yerleri bilinir. Bu türküler genellikle tarihi olaylarla dayanan türkülerdir. Dolayısıyla Çanakkale türküsü ile ilgili bu tür bir tartışma yersiz ve ilmî dayanaklardan yoksundur. Şu ana kadar verdiğimiz bilgiler kesin bir şekilde bu türkünün ortaya çıkış yerinin Çanakkale olduğunu kanıtlamaktadır. Buraya kadar Çanakkale türküsünün öyküsünü kronolojik bir metotla; “türkünün doğuşu ve yayılışı” ekseninde ele almaya çalıştık. Türkünün şekli, muhtevası ve diline pek temas etmedik. Zira söz konusu türkü bu açılardan da incelemeye muhtaçtır. Biz tebliğimizi şimdilik vardığımız şu sonuçlarla noktalamak istiyoruz: 1- Çanakkale türküsü ilkin halk şiiri geleneğine uygun olarak hazır söz kalıplarından da istifade ile askere giderken bir ayrılık türküsü olarak doğmuştur. 2- Türkü, Çanakkale Muharebeleri boyunca söylenmiş bu sırada Kevser Hanım’ın bestesi (Çanakkale Marşı) ve Destancı Eyüblü Mustafa Şükrü’nün katkılarıyla daha da zenginleşmiştir. 3- Çanakkale türküsü, 1. Dünya Savaşı bittikten sonra, memleketlerine dönen askerlerin dilinde başta Anadolu olmak üzere Osmanlı coğrafyasının hemen her tarafına yayılmıştır. (Türkü o kadar beğenilmiştir ki; Türkiye'de görevli Alman subayları, güftesini Almanca'ya çevirip yayınlatarak onu ülkelerinde de tanıtmışlardır... Bkz. sayfa sonu: "Çanakkale Türküsü'nün Almancası") 4- Aradan geçen yaklaşık doksan yıllık zaman içinde ölmemiş canlılığını muhafaza etmeyi başarmıştır. Bunu toplumu çok derinden etkileyen bir olaya dayanmasına, ezgisinin dokunaklı oluşuna ve sanat yapısının yüksek olmasına bağlayabiliriz. 5- 1970’li yıllardan sonra Çanakkale türküsü oldukça meşhur olmuş, hem sözleri hem de ezgisi bakımından ortak bir söyleyişe kavuşarak daha rafine hale gelmiştir.[46] 6- Bugün, Çanakkale türküsü Çanakkale Muharebeleri’ni kazanan kahraman askerlerimizin hissiyatına tercüman olan en kıymetli eserlerden biri olarak, türkülerimiz arasında hak ettiği müstesna yerini almıştır.
Kaynaklar: [1] Hikmet Dizdaroğlu, Halk Şiirinde Türler, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1969, s.12 [2] Nurcan Uçak, “1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nin Türk Edebiyatındaki Akisleri, Gazi Ün., Sos. Bil. Enst., Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ank., 1997 [3] Cafer Şen, “1897 Osmanlı-Yunan Harbi’nin Türk Edebiyatındaki Akisleri, Gazi Ün., Sos. Bilm. Enst., Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara,1997 [4] Harun Duman, Balkan Savaşı Edebiyatımız, Marmara Ün. Sos. Bil. Enst., Basılmamış Doktora Tezi, İst., 1991 [5] Rıza Yalgın, “Cihan Harbi ve Halk Türküleri”, Görüşler, Sayı:22, II. Teşrin 1939, s.18-23 [6] Bu şiirler hakkında bir araştırma için bakınız. Ömer Çakır, “Nazmımızda Çanakkale Muharebeleri (1915-1928), Gazi Üni., Sos. Bil. Enst., Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ank., 1997 [7] Bugün yaygın olarak bilinen “Çanakkale Türküsü”nden başka Çanakkale harbi ile ilgili bazı ağıt ve türküler için bakınız. Selami Münir (Derleyen), “Çanakkale Türküsü (Güfte: Saadettin Kaynak), Çanakkale Geçilmez, İst., 1940, s.10; “Çanakkale Türküsü” (Bu türkü 1920 Temmuzunda Eskişehir’de 172. Alay erlerinden Uluğ İğdemir tarafından derlenmiştir), 18 Mart 1915 Çanakkale Geçilmez, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ank., 1976; Ali Duymaz, “Gelibolu Ağıtı/Oy Askerime”, Bingöl Efsaneleri, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Elazığ, 1989, s.388; Cahit Önder (Hazırlayan), Yaşayan Çanakkaleli Muharipler, İst., 1981, s.57; Rıza Yalgın, a.g.m., s.18-23 [8] Mehmet Kaplan, “Çanakkale Savaşı”, Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar 2, Dergah Yay.2.bsk., İst., 1994, s.203-210 [9] Türküyü bestesi açısında araştıran bir çalışma için bakınız. Onur Akdoğdu, Ünlü Nihavent Longa ve Çanakkale Türküsü Kimindir, Ege Üniversitesi Basımevi, İzmir, 1991, s.9-23 [10] Mehmet Tuğrul, Türk Halk Türkülerinin Doğuşu Üzerine Bazı Notlar, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ank., 1946, s.491 [11] Mehmet Özbek, Folklör ve Türkülerimiz, Ötüken Yay., İst., 1975, s.64 [12] Naki Tezel, “Kahramanlık Türküleri”, Radyo, C.8, Sayı:87, Mart 1949, s.6 [13] Mehmet Özbek, A.g.e., s.64 [14] Mehmet Tuğrul, A.g.e., s.487 [15] Emrullah Nutku, Çanakkale Şanlı Tarihine Bir Bakış, İst., 1975, s.8 [16] M. Ragıp Kösemihal, “Türk Halk Müziklerinin Kökeni Meselesi”, Musikî Mecmuası, Nu:407, Aralık 1984, s.24-25 [17] Hakkında bkz. Dr. Nazmi Özalp, Türk Musikîsi Tarihi, C.1, s. 213, C.2, s.118,171,341, M.E.B.Yay., Ank., 2000 [18] Onur Akdoğdu, A.g.e., s.9-23; Kevser Hanım hakkında ayrıca bakınız. Dr. Nazmi Özalp, Türk Musikîsi Tarihi, C.1, M.E.B.Yay., Ank., 2000, s.68 [19] Bunlardan birine örnek olarak Rauf Yekta Bey tarafından bestelenen Abdülhak Hamid’in şiirini gösterebiliriz. Rauf Yekta, “Millî Tekbir Hakkında”, Yeni Mecmua, Çanakkale Fevkalade Nüsha 1918 (Yayına Haz. Abdurrahman Güzel), Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Atatürk ve Çanakkale Savaşlarını Araştırma Merkezi Yayınları, Çanakkale, 1996, s.182-183 [20] “Çanakkale Kahramanlığını Yaşatmak İçin”, İkdam, Nu: 6608, 28 Haziran 1331/11 Temmuz 1915, s.1; İbrahim Alaaddin (GÖVSA), Çanakkale İzleri, Marifet Mat.,1926, 3-4 [21] Destancı Mustafa, o yıllarda Çanakkale Harbi de dahil toplumu yakından ilgilendiren çeşitli olaylar hakkında destan yazıp bunları tek sahifelik “yaprak destanlar” halinde bastırarak satan halk şairlerinden biridir. Çanakkale ile ilgili birkaç destanı vardır. “Alçak İngilizlerin Çanakkale Bombardımanı ve Kahraman Topçularımızın Müdafaası”, Necm-i İstikbal Mat., İst., 1331,1s.; “Arıburnu Sahil Muharebesi Destanı”, Necm-i İstikbal Mat., İst., 1331, 1s. Ayrıca, destancılık ve destanlar hakkında daha geniş bilgi için bakınız. İstanbul Ansiklopedisi, C.8, İst., 1966, s.4520-4524 [22] Destancı Eyüblü Mustafa Şükrü Efendi, “Çanakkale Şarkısı”, Necm-i İstikbal Matbaası, İst., 1331,1s. [23] Erdoğan Gökçe, “1897 Türk-Yunan Savaşlarında Yakılan Türküler”, Folklör Araştırmaları, Nu:303, Ekim 1974, s.7119-7121 [24] Yusuf Ziya Demirci, Köy Halk Türküleri, Burhaneddin Mat., İst., 1938, s.307 [25] Hasan Ali Yücel, Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış, Remzi Kitabevi, 1932, s.34-35 [26] Florinalı Nâzım, “Çanakkale Türküsü”, Sabah, N.9522, 29 Şubat 1331;13 Mart 1916,s.3 Çanakkale Türküsü Çanakkale, Kabe gibi uludur, Toprakları şehitlerle doludur ! Kırılan hep orda düşman koludur. Türk sînesi ne metin bir cevhermiş: Milyonla gülleye karşı sipermiş! Ne arslanlar yetiştirmiş bu vatan! Ateşlere ölümlere can atan; Her birisi cihan değer kahraman! Yıldırımlar: Bunlar için oyuncak, Şarapneller: Bir geveze fırıldak ; Zırhlılardan cehennemler savuran, Dağa, taşa sayılmaz gülle vuran, Toprakları bombalarla kavuran: İki büyük düşman yere kapandı, Tarih bunlar için mezar yapandı! Çanakkale: Mucizeler yarattı. İstanbul’u Türk süngüsü dayattı! Düşman burdan sürülerek top attı. Çanakkale harbi düşün ne müthiş Tarih böyle bir gün daha görmemiş! Esâtıri kahramanlar meşhedi, Aranırsa burasıdır ebedi!.. Yüzbinlerce düşmanı mahvetti: (Çanakkale) anılıyor haşyetle, Tarih burda eğiliyor hürmetle! Bu devleti parlak görmek isterdik, Yoklukta bir büyük varlık gösterdik. “Vatan için şân alarak can verdik” Minareler kadar yüksek kemikten: Zafer sütunları diktik çelikten!..
[27] Falih Rıfkı (ATAY), “Harp Edebiyatı”, Dergah, Yıl: 1, C.2, Nu:23, 20 Mart 1338, s.174 [28] İrfan Morina, “Çanakkale Türküsünün Arnavutça Söylenişi”, III. Milletler Arası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, Ank., 1987, s.161-166 [29] Musa Süreyya, “Asker Türküleri”, Yeni Mecmua, Çanakkale Fevkalade Nüsha 1918 (Yayına Haz. Abdurrahman Güzel), Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Atatürk ve Çanakkale Savaşlarını Araştırma Merkezi Yayınları, Çanakkale, 1996, s.230-231 [30] Seyfeddin Senai ve Asaf kardeşler tarafından yapılan derlemeler için bak. Yurdun Nağmeleri, Milli Mat., İst., 1926 [31] Bu derlemeler hakkında geniş bilgi için bakınız: Yusuf Ziya Demircioğlu, Memleketimizde Musikî Folklörü Hareketleri, Musikî Mecmuası, Nu.244, Mart 1969, s.12-13; Nu: 245, Nisan 1969, s.13-14; Ethem Ruhi Üngör, “Halk Çalgılarımız Üzerine İnceleme Gezi Notları”, Musikî Mecmuası, Nu:247, Haziran 1969, s.4-6 [32] Halk Türküleri, İstanbul Üniversitesi Konservatuvarı Neşriyatı, İst., 1930 [33] M. Ragıp Gazimihal (Kösemihal), “Çanakkale Türküsü”, Türk Halk Türkülerinin Kökeni Meselesi, Akşam Mat, 1936; Musikî Mecmuası, Nu: 407, Aralık 1984, s.24-25; Onur Akdoğdu, a.g.e., s.12 [34] Naki Tezel, “Kahramanlık Türküleri”, Radyo, C.8, Sayı:87, Mart 1949, s.6-7,15 [35] Çanakkale Şehitler Abidesi’nin yapılış öyküsü için bakınız. Necmi Onur, Çanakkale Savaşları ve Şehitler Abidesi, İst., 1960, s.98-101 [36] Muzaffer Sarısözen, “Çanakkale”, Yurttan Sesler, Akın Mat., Ankara 1952, s.13 [37] Cahit Öztelli, Halk Türküleri, Varlık Yay., İst., 1953, s.95 [38] Ragıp Şevki Yeşim, Seçme Türküler, Sine Radyo Haftası Neşriyatı, İst., 1957, s.104 [39] Çanakkale İl Yıllığı, 1967, s.86 [40] Hikmet Dizdaroğlu, A.g.e., s.118, Cem Dilçin, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, Türk Dil Kurumu Yay., Ank., 1983, s.304; Cevdet Kudret, Örneklerle Edebiyat Bilgileri C.1, 2. bsk. İnkılâp Kitabevi, 1980, s.293 [41] İhsan Ozanoğlu, “Çanakkale Türküsü”, Musiki Mecmuası, Nu:389, Mart 1982, s.8 [42] Mehmet Özbek, Folklör ve Türkülerimiz, Ötüken Yay., İst., 1975, s.375; Türk Halk Müziği Sözlü eserler Antolojisi 1, TRT Müzik Dairesi Yay., Nu:98, Ankara, 2000, s.209; Salih Turhan, Anadolu Halk Türküleri ve Ezgileri, T.T.B.Yay., Ank., 1992, s.175 [43] Yurt Ansiklopedisi, C.3, Anadolu Yayıncılık, İst., 1982, s.1909 (Ansiklopedi’nin kaynak belirtmeksizin verdiği hükmü genel yaygın ve yanlış kanaatin tekrarı olarak değerlendiriyoruz. Ö.Çakır) [44] Durmuş Yazıcıoğlu (Derleyen), Türk Halk Türküleri, Ege Ün., Mat., İzmir, 1969, s.95; Çanakkale İl Yıllığı, 1967, s.86; 1971, s.172 [45] Cahit Öztelli, Halk Türküleri/Evlerinin Önü, Özgür Yay., İst., 1983, s.16 [46] Musikî tarihçisi Dr. Nazmi Özalp ile 12. Şubat 2002 tarihinde Ankara’da yaptığım bir görüşmede kendileri, eskilere göre Çanakkale türküsünün bugünkü bestesinin çok daha güzel olduğunu ifade etmişlerdir.(Ö.Çakır)
|
|||||
| Yetkin İşcen İletişim adresi :
|